
Okul öncesi ve okul çağı çocuklarında görülen ve zaman zaman aileleri ve öğretmenleri endişelendiren bir davranış da “ Başkalarına ait eşyaları alma “ dır. Anne-babalar genellikle çocuklarında bu tür davranışlar gözlediklerinde endişelenir, paniğe kapılırlar. Çünkü bu davranışın hırsızlığa dönüşeceğinden korkarlar. Oysa okul öncesi dönemde ve ilkokulun ilk yıllarında görülen “ Başkalarına ait eşyaları alma “ davranışı çocukla çocuğun henüz tamamlanmamış olan bilişsel gelişimi ve buna paralel olan toplumsal ve ahlaki gelişimi ile yakından ilgilidir.
İlk çocukluk yıllarında her çocuk hoşlandığı ve sevdiği bir şeyi izinsiz olarak alır. Bebeklik döneminde komşunun evinden, ana okuluna giderken sınıftan hoşuna giden eşyaları alır. Alırken de kimseden izin istemez. 6-7 yaşlarına kadar çocukların başkalarının eşyalarını alması “ Çalma “ olarak kabul edilmez. Çünkü bu yaşa kadar çocukta “ Mülkiyet “ ve “ Sahip olma duygusu “ tam olarak gelişmemiştir. Ayrıca anlamını yeteri kadar kavrayamadığı çeşitli toplum kurallarına ilişkin prensiplerden biri de “ Paylaşma “ dır. Evde birkaç kardeşi olan veya yakın çevredeki akraba ve komşu çocuklarıyla bir araya geldiği zaman çocuğa yetişkinler sürekli olarak oyuncağını, çikolatasını veya çok sevdiği kurabiyesini paylaşması gerektiği talimatını vermektedirler. O, kendisinin olanları paylaşıyorsa, başkalarına ait olanların paylaşılması neden yasak olsun? Böylece “ Benim “ ve “ Başkasının “ sınırını iyi koyamayan, paylaşmanın ancak diğerinin izni ve rızası ile gerçekleşebilen bir sosyal davranış olduğu konusunda yeterli anlayışa sahip olmayan çocuk, arkadaşının eşyasını almakla, dıştan hırsızlık gibi görülen bir davranışta bulunur. Burada çocuğu cezalandırmak yerine onu yakından izleyerek, davranışının neden yanlış olduğunu açıklamaya çalışmak daha doğru bir yaklaşım olur. Gelişim süreci içinde uygun çevre koşullarında yetişkinin de yardımı ile kendisine veya başkasına ait olanın sınırını koyabildiği ve bu sınırın aşılması halinde bunun onaylanmayacağını anladığı zaman, bu tür davranışların da ortadan kalktığı gözlenir.
Çocuk bir yerden kendisinin olmayan bir şeyi aldığında, dikkati başka yere çekilerek elindekini unutması sağlanmalıdır ya da o an için ses çıkartmayarak, daha sonra sahibine geri verilmelidir. Yani bu dönemde çocukla inatlaşmak oldukça sakıncalıdır. Bazen de çocuk anne-babasının eşyalarını alır ve saklar. Bu durumda da anne-baba çocuğu cezalandırma gibi yanlış bir tutuma başvurmamalıdır
Çocuklarda çalma davranışının, gerçek anlamda bir davranış bozukluğu olarak ortaya çıkması 8-9 yaşlarından sonra olur. Bu davranış bozukluğunun nedenleri arasında, çocuğun kendine karşı yetersizlik duygusu, değersizlik duygusu ve başkalarını kıskanma duygusu vardır.
Başkalarına ait eşyaların alınması bazı psikolojik nedenlere de bağlı olabilir. Çocuklar doğumu izleyen ilk günlerden itibaren önce anne-baba daha sonra diğer aile bireyleri ve aile dışındaki diğer insanlarla ilişkiler kurarlar. Bu ilişkiler sırasında çeşitli izlenimler alırlar. Özellikle anne-babanın tutum ve davranışları, çocuğun güven duymasına, kendisi ve çevresi ile barış içinde mutlu bir insan olmasına yardımcı olabildiği gibi, anne-babanın aşırı baskıcı, sert, devamlı eleştiren tutumları veya yeterli ligi ve şefkatten uzak tutumları onu güvensiz, endişeli olmasına; istenmediği, sevilmediği duygusunu yaşamasına neden olabilir. Çocuk bu durumda, hayatındaki ilgi ve sevgi eksikliğini gidermenin yollarını arar. Eğer yaptığı olumlu işler ve davranışlarla bunu sağlayamıyorsa, başka yollar dener.
İşte bu, özellikle ilk ve orta okul çağındaki çocuklarda başkalarına ait eşyaları almak böyle bir sebebe de bağlı olabilir. Çocuk anne-babasından alamadığını düşündüğü sevgi ve şefkati, başkalarından aldığı eşyalarla doldurmaya çalışır. Bazen de aldığı bu eşyalarla arkadaşları arasında kendisini sevdirmeye, üstünlük kurmaya çalışır. Bazen bu durum evden eşya almak veya evden para almak ve bu yolla arkadaşları arasında üstünlük kurmak şeklinde de görülebilir. Bu tür davranışlar genellikle çocuğun hayatında bir şeylerin yolunda gitmediğini işaret eden belirtilerdir.
Aileleri tarafından ihtiyaçları karşılanmayan çocuklarda da çalma davranışı görülür. Okul döneminde harçlık verilmeyen çocuklarda, annelerinin çantalarından ya da babalarının ceplerinden para çalma davranışları görülmektedir.
Para biriktiren, “ Cimri “ olan anne-babaların çocuklarında da “ Çalma “ davranış bozukluğu görülür. Aileler çocuklarına harçlık verdikleri halde, bu çocuklar yine de anne-babalarından para çalarlar Bu davranışlarının altında, çocuğun anne-babaya inançsızlığı ve cimriliklerini kınama gibi, bilinçaltı duyumsamaları vardır. Paraya çok fazla değer verilebilen, maddiyatın ön planda olduğu evlerde büyüyen çocuklar da çeşitli eşya ve paraları çalarak saklarlar. Psikolojik olarak, paranın bir “ Güvence “ olduğuna inanarak bu davranışlarını sürdürürler.
Arkadaşlarını kıskandıkları için, onların eşyalarını çalan çocuklar da vardır. Buradaki çalma davranışının altında, “ Öç alma “ duygusu yatar.
Çalma davranışının iki boyutu vardır, birincisinde çocuk ihtiyacı olduğu için çalar. Açtır, parası yoktur, gider simit çalar. İkincisinde ise çocuğun hiçbir fiziksel ihtiyacı yoktur. Burada çocuk ya da genç, çalarken psikolojik bir doyumsuzluğunu gidermeye çalışır. Yapılan araştırmalara göre, fiziksel ve psikolojik ihtiyaçları karşılanmamış çocuklarda bu davranış bozukluğu görülmektedir.
Anne-babalar çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılamalı, psikolojik olarak çocuğu doyurmalıdır. Yapılması gereken en makul şey böyle bir davranış karşısında çocuğun yaşını, gelişme düzeyini dikkate almak, davranışın ortaya çıkışı ile ilgili ipuçlarını dikkatle değerlendirmek olmalıdır. Olayın ne zaman, evde veya okulda meydana gelen hangi olay veya olaylardan başladığı, çocuğun, aldığı eşyaları ne şekilde kullandığı ( Sattığı veya arkadaşlarına hediye ettiği vb.) dikkatle incelenmelidir. Özellikle çocukların toplumsal kuralları yetişkin düşüncesine uygun şekilde anlamaya başladıkları 11-12 yaşlardan sonra tekrarlanan olaylarda mutlaka bir uzmanın yardımına başvurmak gereklidir. Çünkü, çalma davranışının altında çok daha önemli kişilik sorunları yatmaktadır.